Advert
Advert

29 Kasım – Bugün İzlenmesi Gereken 2 Film: Ritmin ve Özgürlüğün Hikayesi

Bugün, Whiplash (Çılgın Ritim) ve Into the Wild (Özgürlük Yolu) ile hayatın ritmini ve özgürlüğün sessizliğini keşfedeceğin iki derin filmi izleme günü.

Yayınlanma Tarihi : Google News
29 Kasım – Bugün İzlenmesi Gereken 2 Film: Ritmin ve Özgürlüğün Hikayesi

29 Kasım – Bugün İzlenmesi Gereken 2 Film: Ritmin ve Özgürlüğün Hikayesi

Arkadaşlar, dostlar ve dahi Romalılar merhaba…
Bugün 29 Kasım, yılın 333. günü. Artık yıllarda 334.
Yılın bitmesine sadece 32 gün kalmış. Zaman artık hızlanıyor, günler birbirine karışıyor, içimizde garip bir “bitmeden yetiştirme” telaşı.

Tam da bu yüzden, bugün sana “bir şeyler izleyelim ama boş izlemeyelim” dedim.
Yani zihin açan, ruhu sarsan, içe baktıran iki film önereceğim.
Bugünün özel seçkisi:

  • Whiplash (Çılgın Ritim)

  • Into the Wild (Özgürlük Yolu)

Biri mükemmelliğin acısını, diğeri özgürlüğün bedelini anlatıyor.
İkisi de farklı uçlarda ama aynı mesajla bitiyor:

“Kendin ol. Ne pahasına olursa olsun.”


Whiplash (Çılgın Ritim) – Mükemmelliğin Bedeli

Whiplash (Çılgın Ritim), müziğin sadece bir sanat değil, bir savaş alanı olabileceğini hatırlatıyor.
Yönetmen Damien Chazelle, bu filmi henüz 29 yaşındayken çekti ve tarihe geçti.
Bir gençlik tutkusu, bir hoca-öğrenci ilişkisi, bir de delilik sınırı…

Başrollerde Miles Teller (Andrew Neiman) ve J.K. Simmons (Terence Fletcher) var.
Ve Simmons, bu filmde öyle bir performans sergiliyor ki, sadece karakteri değil, seyirciyi de kamçılıyor.
Whiplash, izleyen herkese aynı soruyu sorduruyor:

“Dahilik mi, huzur mu?”


Fletcher ve Andrew: İki Ateşin Dansı

Andrew Neiman, genç bir davulcu. Hayali, “tarihin en iyi caz davulcusu” olmak.
Onun önündeki tek engel, hocası Fletcher.
Ama bu engel sıradan değil: Bağıran, aşağılayan, tokat atan, ter döktüren bir adam.

Bir sahnede Fletcher, Andrew’a dönüp şöyle diyor:

“İngilizce’deki en tehlikeli iki kelime: Güzel iş.”

Bu cümle, tüm filmin özeti.
Yani ortalama olmaya tahammül yok.
Ya efsane olacaksın ya da hiç.

Fakat film bize şunu da fısıldıyor:
“Mükemmelliğin bedeli, insanlığını kaybetmek olabilir.”


Kan, Ter ve Ritim

Filmin her sahnesi bir sınav gibidir.
Davul çubuğunun deriyi yırttığı anlar, kanın trampete sıçradığı görüntüler…
Ama yönetmen asla yüzünü çevirmez.
Çünkü o sahnelerde kan değil, azim akar.

Whiplash, izleyiciye sadece müzik dinletmez, müziği hissettirir.
Bir davulun sesiyle kalbin ritmini değiştirir.
Ritmin içinde bir çığlık vardır.
Ve o çığlık hep aynı soruyu haykırır:

“Ne kadar ileri gidebilirsin?”


Son Sahne: Mükemmelliğin Zirvesi

Final sahnesinde, Andrew sahneye çıkar.
Fletcher onu sabote eder.
Ama o, pes etmek yerine sahneyi ele geçirir.
Kameralar yavaşça Fletcher’ın yüzüne döner…
Önce öfke, sonra şaşkınlık, sonra saygı.
Andrew artık bir öğrenci değil, bir efsanedir.

Bu sahne sinema tarihine kazınmıştır.
Çünkü o bakışta bir baba-oğul ilişkisi, bir nefret ve bir kabul gizlidir.
Whiplash, bu sahnede kelimesiz konuşur.


Neden Bugün Whiplash İzlenmeli?

Çünkü yıl bitiyor ve hepimiz bir muhasebe içindeyiz.
Bu film, “daha iyisini yapabilir miydim?” sorusunu tokat gibi yüzüne vurur.
Whiplash (Çılgın Ritim), sıradanlığı reddedenlere, risk alanlara, yanılmaktan korkmayanlara hitap eder.

Bugün izlersen, şunu fark edeceksin:
Kendini yormadan büyüyemezsin.
Ama bazen büyümek, yalnızca sessizce çalmak değil, kendi içindeki gürültüyü susturmaktır.


Into the Wild (Özgürlük Yolu) – Kaçış Değil, Kendine Dönüş

İkinci filmimiz, bambaşka bir ruh hali.
Into the Wild (Özgürlük Yolu), doğaya, sessizliğe ve yalnızlığa açılan bir kapı.
Yönetmen Sean Penn, gerçek bir hikâyeyi beyaz perdeye taşır.
Christopher McCandless adında bir gencin, sistemden kaçarak doğaya sığınışını anlatır.

Ama bu kaçış, aslında bir arayıştır.
Para, diploma, statü… Hepsi bir yük gibi gelir ona.
Her şeyi geride bırakır ve Alaska’nın vahşi doğasına yürür.
Sırtında çanta, elinde kitap, içinde sadece bir cümle:

“Gerçek özgürlük, hiçbir şeye sahip olmamaktır.”


Gerçek Bir Hikâye

Evet, Into the Wild, tamamen gerçek bir hikâyeye dayanıyor.
Christopher McCandless gerçekten yaşadı.
1990’ların başında tüm mal varlığını dağıttı, arabasını terk etti ve 2 yıl süren bir yolculuğa çıktı.
Sonunda Alaska’da bir otobüsün içinde hayatını kaybetti.

Ama geriye bıraktığı defterde bir cümle vardı:

“Mutluluk paylaşıldığında gerçektir.”

İşte bu cümle, film boyunca yankılanan en güçlü felsefi mesajdır.
Yani insan ne kadar yalnız kalırsa kalsın, sonunda bir ses, bir dokunuş arar.


Modern Dünyaya Bir Tokat

Özgürlük Yolu, sadece doğa filmi değildir; sistem eleştirisidir.
Kredi kartları, kariyer planları, statü yarışları…
Chris, bunların hepsini “modern kölelik” olarak görür.

Bir sahnede şöyle der:

“Köleliğe gönüllü katılımın modern adı: kariyer.”

Bu cümleyle aslında hepimize bir tokat indirir.
Çünkü farkında olmadan hepimiz bir zincirin halkasıyız.
Chris o zinciri kırmayı seçti.
Bedeli ağırdı, ama seçimi onundu.


Sinematografi: Sessizliğin Şiiri

Filmde doğa bir fon değil, karakterdir.
Kar, su, orman, gökyüzü… Hepsi konuşur.
Kamera doğayı gözlemlemez, onunla birlikte nefes alır.
Her kare bir tablo gibidir.

Ve müzikler…
Eddie Vedder’ın sesi fon müziği değildir, filmin ruhudur.
“Society” çaldığında, izleyen herkesin kalbine bir cümle düşer:

“Toplum delirmiş, ama sen hâlâ aklı yerinde tutmaya çalışıyorsun.”


Son: Sessiz Bir Kabul

Chris, Alaska’da ölür.
Ama ölmeden önce defterine şu satırı yazar:

“I have had a happy life and thank the Lord. Goodbye and may God bless all.”

Bu, bir teslimiyet değil, bir huzurdur.
İnsanın kendiyle barışmasının son cümlesi.
Birçok insan bu sahnede ağlar, ama aslında orada bir umut vardır.
Çünkü Chris sonunda “kendini bulmuştur.”


Neden Bugün Into the Wild İzlenmeli?

Çünkü yılın sonuna yaklaşırken, hepimiz yorgunuz.
Faturalar, sorumluluklar, beklentiler…
Bu film sana “dur, nefes al, sadeleş” der.

Into the Wild (Özgürlük Yolu), modern insanın aynasıdır.
Sahip oldukların değil, bıraktıkların kim olduğunu gösterir.
Bugün izlersen, kendi içindeki sessizliği yeniden duyarsın.
Ve belki de fark edersin:
Gerçek özgürlük, yalnızca gereksiz olanı terk etmekle başlar.


İki Film, Tek Mesaj: Kendin Ol

Biri sesin, diğeri sessizliğin hikayesi.
Whiplash (Çılgın Ritim) bağırır: “Daha fazla çalış!”
Into the Wild (Özgürlük Yolu) fısıldar: “Daha az sahip ol.”

Biri şehirde, biri doğada geçer.
Ama ikisi de aynı yere çıkar: öz farkındalık.

Bu iki filmi arka arkaya izlemek,
bir gün içinde kendi iç dünyanda bir maraton koşmak gibidir.
İlk film seni yorar, ikinci film arındırır.
Biri terletir, diğeri durultur.


Bugün İçin Önerilen İzleme Sırası

  1. Whiplash (Çılgın Ritim) – sabah veya akşamüstü

    • Zihni açar, adrenalin verir, seni sarsar.

    • Mükemmelliğin bedelini gösterir.

  2. Into the Wild (Özgürlük Yolu) – gece

    • Zihin yorulmuştur, ruh sakinlik ister.

    • Sadeliğin güzelliğini hatırlatır.

Ve gece bitiminde şu soruyu kendine sor:

“Ben gerçekten yaşamak istiyor muyum, yoksa sadece devam mı ediyorum?”

Bu iki film, o sorunun cevabını bulmana yardım edecek.


Küçük Bir Kapanış Ritüeli

Film bittiğinde ışıkları kapatma.
Bir kâğıt kalem al.
Kendine iki şey yaz:

  • Neyi mükemmelleştirmeye çalışıyorum?

  • Neyi bırakmaya cesaretim yok?

Birine Whiplash, diğerine Into the Wild cevap verecek.
Çünkü biri içindeki disiplini, diğeri içindeki özgürlüğü temsil ediyor.


Son Söz

Bugün 29 Kasım.
Yılın son düzlüğü.
İnsan, bu dönemde kendine dönmeli biraz.
Kapanan defterlere, biten ilişkilere, tutmayan planlara bakmalı.

Ama unutmamalı:
Her yılın sonunda bir şey biter, bir şey başlar.
Ve bu döngüde hayatta kalmanın tek yolu şudur:

“Kendini tanı. Ne olursan ol, ama sahici ol.”

Whiplash (Çılgın Ritim) seni kamçılar,
Into the Wild (Özgürlük Yolu) seni sakinleştirir.
İkisi bir araya geldiğinde, ortaya şu çıkar:
Hayat bir ritimdir. Ama bazen durmak da o ritmin parçasıdır.


Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
Diğer içeriklere de göz atmayı unutma.
Bu blog bağımsız bir platformdur ve senin desteğinle ayakta duruyor.
Bildirimleri aç; çünkü yarın yine sinemanın, tarihin ve yaşamın izini süreceğiz.


Kaynak:
IMDb, Rotten Tomatoes, FilmLoverss, Letterboxd, Wikipedia
Yazar: Osman Coşkunbenosmancoskun.com

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar