Tarihte Bugün kategorisinde her gün geçmişe kısa bir yolculuk yaparak dünyayı şekillendiren olayları, doğan ve aramızdan ayrılan önemli isimleri keşfedebilirsin. Geçmişi bil, bugünü anla, yarını daha bilinçli yaşa.
Arkadaşlar, dostlar ve dahi Romalılar merhaba…
Bugün doğan tüm dostların doğum gününü en içten dileklerimle kutlarım.
Bakalım senin doğduğun bu günde, tarih sahnesinde neler yaşanmış, kimler dünyaya gelmiş, kimler sessizce bu dünyadan göçüp gitmiş?
Ve eğer sen bugün doğmadıysan ama “yahu 29 Kasım’da neler olmuş acaba?” diye merak edip gelen dostum…
Sen de hoş geldin.
Hadi gel, birlikte tarihin sayfalarını aralayalım.
Sabahın erken saatlerinde yer yarılmış, gök inmiş.
1114 yılının 29 Kasım sabahı Maraş, tarihin kaydettiği en yıkıcı depremlerden birine uyanmış.
Taş evler, toprak damlar birer birer yıkılmış. O günün insanı bunu “Tanrı’nın gazabı” sanmış.
Bugün ise biz, sadece bir “fay hattı” diyoruz.
Ama o acı, o korku… hâlâ aynı.
Aradan dokuz yüzyıl geçti, teknoloji değişti ama kader aynı kaldı.
Amerika topraklarında, Colorado’da bir sabah.
Kızılderililer barış anlaşması yapmış, çadırlarında uyuyorlar.
Ve tam o anda, Amerikan askerleri saldırıyor.
Kadınlar, çocuklar, yaşlılar… 400’e yakın masum insan öldürülüyor.
O gün adı “Sand Creek Katliamı” oluyor.
Bugün hâlâ bazıları buna “medeniyetin ilerleyişi” diyor.
Ben buna sadece şunu diyorum:
İnsanoğlu ilerledi, ama insanlık geride kaldı.
Bir yıl düşün: 1877.
Bir adam, elinde garip bir silindir ve metal iğneyle çıkıyor sahneye.
Adı Thomas Edison.
Bugün “Fonograf”ı tanıtıyor.
Yani sesin kaydedilmesi, saklanması, yeniden dinlenmesi…
O an, insanlık ilk kez “zamanla konuşmayı” öğreniyor.
Bugün Spotify’da dinlediğin şarkının temeli, işte o gün atıldı.
Edison sadece bir cihaz bulmadı, insan sesine ölümsüzlük kazandırdı.
Barselona’da birkaç genç, bir futbol topunun peşine düşüyor o gün.
Ama bilselerdi, “bir kulüpten fazlasını” kurduklarını…
Evet, 1899’da FC Barcelona doğdu.
Yalnız bir spor kulübü değil; kimliğin, direnişin, adaletin simgesi oldu.
Bugün milyonlarca insan, “Visca Barça” diye bağırıyorsa,
o ilk maçın çamurlu sahasında top koşturan çocuklara borçluyuz bunu.
Howard Carter, Firavun’un sessizliğini bozdu o gün.
Tutankhamun’un mezarını halkın ziyaretine açtı.
Altın maskeler, heykeller, lanet söylentileri…
Ama asıl hazine, binlerce yıl önceden gelen bir sessizliğin kendisiydi.
Tarih, bazen toprak altında saklı bir sır gibidir.
Ve insan, o sırrı bulduğunda kendi geçmişine bakar:
“Ben kimim, nereden geldim?”
Cumhuriyet’in genç yılları.
Atatürk dönemi sanayileşme hamlesi.
Ve İstanbul’da bir fabrika: Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası.
O gün sadece bir üretim hattı açılmadı;
Türkiye’nin modernleşme serüveninde bir perde aralandı.
Cam… sade ama zarif, kırılgan ama dirençli.
Tıpkı o dönemin Türkiye’si gibi.
Bir yıl sonra, 1936’da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencileri derse girdiğinde, tahtada yazan dersin adı dikkat çekiciydi: “Devrim Tarihi.”
Bir ülke kendi tarihini ders olarak anlatmaya başlamıştı.
Ama bu sadece bir tarih dersi değil, bir idealdı:
“Biz kimdik, ne yaptık, neden yaptık?”
Bugün o dersin adını belki unutanlar var,
ama o ruh, hâlâ yaşıyor: Cumhuriyet, öğrenilerek korunur.
Bu topraklar kolay kazanılmadı.
1937’de Hatay Devleti bağımsızlığını ilan etti.
Küçük bir bölgeydi ama büyük bir anlam taşıyordu.
Bir yıl sonra Türkiye’ye katılacak, ama o gün Hataylılar “özgürlüğün tadını” ilk kez almışlardı.
Bugün Hatay dendiğinde sadece mutfağı, kültürü değil;
o direniş ruhu da aklıma geliyor.
Bir bebek doğuyor ama kalbi doğru atamıyor.
Ona “Mavi Bebek Sendromu” diyorlar.
Ve o gün, 1944’te, tarihin ilk başarılı kalp ameliyatı yapılıyor.
Cerrah Alfred Blalock ve laboratuvar teknisyeni Vivien Thomas tarihe geçiyor.
Ama Thomas, siyah olduğu için adını tıp kitaplarında yıllarca göremiyor.
Tarih, bazen kahramanlarını saklıyor.
Ama bil ki, o bebek yaşadı.
Ve bir umut doğdu.
Birleşmiş Milletler oylama yaptı.
Filistin bölündü.
İsrail Devleti doğdu, bir halk evsiz kaldı.
O gün dünya ikiye bölündü: sınırlar değil, vicdanlar çizildi.
Bugün hâlâ aynı acı sürüyor.
Birleşmiş Milletler karar aldı,
ama barışı kimse uygulamaya koymadı.
Mahir Çayan, Ziya Yılmaz, Ulaş Bardakçı ve yoldaşları…
29 Kasım 1971’de Maltepe Askeri Cezaevi’nden kaçtılar.
O kaçış, bir duvarın ötesine geçmek değil, bir ideali kurtarmaktı.
Bugün o isimler tarih kitaplarında değil, duvar yazılarında yaşıyor.
Mahir “Biz halkız” demişti.
O söz hâlâ yankılanıyor bu topraklarda.
Turgut Özal’ın rüzgârı, 1987 seçimlerinde esti.
ANAP, tek başına iktidar oldu.
Liberal ekonomi, serbest piyasa, “büyüme” vaatleri…
Ama aynı zamanda yoksulluğun, işsizliğin, adaletsizliğin büyüdüğü yıllardı.
80’ler bir dönüşüm çağının adıydı:
Televizyonlar renklenmişti, ama vicdanlar siyah-beyaz kalmıştı.
Bir yasa vardı: Kadın, çalışmak için kocasından izin alacaktı.
Bu yasa, 1990’da Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi.
Basit bir madde değil, koca bir zincir kırıldı o gün.
Kadın artık “izinle” değil, iradesiyle var olacaktı.
Bir ülkenin ilerlemesi, bazen tek bir cümlede gizlidir:
“Kadın özgürse, toplum da özgürdür.”
138 “evet”, 9 “hayır”.
Oylama bittiğinde, Filistin, Birleşmiş Milletler’de gözlemci üye statüsü kazandı.
Bir devlet kurulmadı belki, ama bir umut doğdu.
Filistin bayrağı o gün biraz daha dik durdu.
Bazen bir sandalye yetmez, ama bir ses yeter.
Ve sonra yine bir acı…
Adana Aladağ’da, bir kız öğrenci yurdunda yangın çıktı.
11 çocuk, 1 görevli hayatını kaybetti.
Yanan sadece bir bina değil, bir ülkenin vicdanıydı.
Kilitli kapılar, ihmaller zinciri, gözyaşına dönüşen ihmal…
Bu topraklarda “kaza” kelimesi, bazen suçun kibar hâlidir.
Bugün doğanlara selam olsun.
Christian Doppler, fiziğe dalga kazandırdı.
Louisa May Alcott, “Küçük Kadınlar”la büyü çağını anlattı.
C.S. Lewis, Narnia’nın kapısını açtı.
Ve bizim için en özeli: Afet İnan, Atatürk’ün manevi kızı, Türk tarihinin ışığı.
Her biri farklı bir alanın yıldızı ama aynı gökyüzünde doğdular.
Bugün onların günü.
Giacomo Puccini, 1924’te sustu ama operaları hâlâ yankılanıyor.
Server Tanilli, “aydın olmak” kavramını bize öğretti.
Ve geçtiğimiz yıl, Henry Kissinger bu dünyadan ayrıldı.
Bir dönemin politik aklı, nihayet sessizliğe karıştı.
Tarih, bazen susanlarla devam eder.
Bu gün, tarih boyunca hem umut hem acı taşıdı.
Bir yanda doğumlar, bir yanda ölümler.
Bir yanda ışık, bir yanda gölge.
Ama bütün bu karmaşanın ortasında tek bir gerçek var:
Tarih bizi unutmuyor.
Biz unutmaya çalışsak da o her şeyi yazıyor.
Bir mezar taşında, bir gazete manşetinde, bir blog satırında.
Belki senin için sıradan bir gün ama…
Bir başkası için hayatının dönüm noktası olabilir.
O yüzden bugün doğanlara bir kez daha:
İyi ki doğdunuz.
Bugün doğmayan ama “bugün ne olmuş acaba” diye merak eden dostum,
sen de iyi ki varsın.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
Diğer içeriklere de göz atmayı unutma.
Bu blog bağımsız bir platformdur ve senin desteğinle ayakta duruyor.
Bildirimleri açmayı unutma; çünkü yarın, tarih yine kapımızı çalacak.
Kaynak:
Vikipedi – “29 Kasım” maddesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/29_Kasım
Yorumlar