Advert
Advert

30 Kasım Günü Mutlaka İzlenmesi Gereken İki Film: Véronique’in İkili Yaşamı ve Her

30 Kasım’da izlenmesi gereken iki film — Véronique’in İkili Yaşamı ve Her — insanın hem içsel hem dijital yalnızlığını anlatan iki güçlü başyapıt.

Yayınlanma Tarihi : Google News
30 Kasım Günü Mutlaka İzlenmesi Gereken İki Film: Véronique’in İkili Yaşamı ve Her

30 Kasım Günü Mutlaka İzlenmesi Gereken İki Film: Véronique’in İkili Yaşamı ve Her

Arkadaşlar, dostlar ve dahi Romalılar merhaba…

Takvimde bazı günler vardır; zamanı tutmaz, sadece hissi vardır.
30 Kasım işte o günlerden biri.
Ne tam geçmişe aittir, ne de geleceğe…
Arada kalmış bir gündür.
Biraz bitişin, biraz başlangıcın, biraz da aynaya bakıp “bu yıl kimdim ben?” deme hâlinin günü.

Yılın sonuna yaklaşırken ben genelde iki filmle baş başa kalırım.
Biri içsel yankılarımı hatırlatır, diğeri çağın yalnızlığını.
Biri insanın ruhundaki gizli sesi anlatır, diğeri teknolojinin içinde boğulan duygularımızı.
Yani biri geçmişin ruhu, diğeri geleceğin hayaleti gibidir.

Bu 30 Kasım’da, ben iki filmi tavsiye ediyorum:
Véronique’in İkili Yaşamı (1991) ve Her (2013).
İkisi de aynı hikâyeyi iki farklı çağda anlatır aslında:
İnsanın kendine yabancılaşması.


Véronique’in İkili Yaşamı

(La Double Vie de Véronique – 1991)
Yönetmen: Krzysztof Kieślowski
Oyuncular: Irène Jacob, Philippe Volter


Bir İnsan İki Kez Doğabilir mi?

Bazen öyle bir an gelir ki, yaşadığını hissedersin ama yaşadığın sana ait değildir.
Bir rüya gibi, bir yankı gibi...
İşte bu film tam da orada başlar.

Kieślowski, iki farklı ülkede yaşayan ama aynı ruha sahip iki kadını anlatır: Véronika ve Véronique.
Biri Polonya’da, diğeri Fransa’da.
Birbirlerinden habersiz yaşarlar ama aynı anda sevinir, aynı anda ürperir, aynı anda susarlar.
Biri öldüğünde, diğeri ansızın göğsünde bir sancı hisseder.
Ve o sancı, ruhun öteki yarısının yankısıdır.

Ben bu filmi ilk izlediğimde uzun süre sessiz kaldım.
Çünkü film, bana şu soruyu fısıldadı:

“Acaba hepimizin başka bir yerde yaşayan, başka bir benliği var mı?”

30 Kasım gibi günlerde bu soru ağır gelir.
Bir yıl biterken, insan geçmişteki “kendileriyle” yüzleşir.
Belki o çocuk hâliyle, belki terk ettiği biriyle, belki de hiç yaşayamadığı ihtimallerle.
Ve filmdeki gibi hissedersin:
Sanki bir yerlerde senin yerine yaşayan biri vardır.


Görünmeyene Dokunmak

Kieślowski’nin kamerası hiç acele etmez.
Bir yüzü anlatmak için on saniye bekler, bir duyguyu göstermek için bir ışık yeter.
Filmde renkler bile konuşur: yeşil umut, sarı yalnızlık, kırmızı arzunun yankısıdır.
Müzik ise sanki Tanrı’nın iç çekişi gibi.

Bu film, sadece izlenmez; içine girilir.
Her sahnesi insanın içine ayna tutar.
Benim için bu film, bir tür meditasyondur.
Kendi benliğini dışarıdan izlemek gibi.

Ve fark edersin:
Yaşadığın her şeyin bir yankısı var.
Söylediğin her sözün, hissettiğin her duygunun bir yerlerde başka bir yansıması.
Senin yaşadığın hayat belki bir başkasının rüyasıdır, kim bilir?


İkilik, Ruh ve Sadelik

Véronique’in hikâyesi bana hep şu gerçeği hatırlatır:
İnsanın içinde iki kişi yaşar.
Biri dünyaya alışan, diğeri hep kaçmak isteyen.
Biri aklı, diğeri sezgiyi temsil eder.

Benim yıllardır benimsediğim sade yaşam anlayışıyla da çok örtüşüyor bu film.
Çünkü Kieślowski fazlalıklardan uzak durur.
Söz azdır, görüntü derindir.
Tıpkı minimalizm gibi: az kelime, çok anlam.

Bu film bana şunu öğretti:
İnsanın kendini tanıması, bir başkasını anlamaktan geçer.
Birbirimizin yansımalarıyız biz.
Biri nefes alırken diğeri iç çeker.
O yüzden hiçbir ayrılığın tam olmadığını bilirim artık; bir yerde hep bir bağ kalır.


Film Bittiğinde

Film bittiğinde, ben genelde not defterime şu cümleyi yazarım:

“Kendimi nerede kaybettim?”

Belki yıllar önce bir şehirde, belki bir ilişkide, belki de bir cümlede.
Her izleyişimde başka bir parçayı bulurum.
Véronique’in İkili Yaşamı, insanın içindeki yankıyı bulmak için çekilmiş bir dua gibidir.


Her (Aşk)

(2013 – Spike Jonze)
Yönetmen: Spike Jonze
Oyuncular: Joaquin Phoenix, Scarlett Johansson (ses)


Bir Yapay Zekâyı Sevebilir misin?

Gelecekte geçiyor film ama bana kalırsa biz zaten o geleceğin içindeyiz.
Theodore adında yalnız bir adam, bir işletim sistemiyle tanışıyor: Samantha.
Yapay zekâ ama sesi var, düşünceleri var, duyguları var gibi.
Ve Theodore, o sesi seviyor.
Evet, bir bilgisayarın sesini.

Bunu ilk duyduğumda gülmüştüm.
Ama sonra düşündüm:
Biz zaten her gün telefonlarımıza, ekranlarımıza, uygulamalara bağlanmıyor muyuz?
Bir sabah şarj bittiğinde neden panikliyoruz?
Belki de o kadar uzak değil Theodore’dan.


30 Kasım Tesadüfü Değil

Filmin temasını düşündükçe aklıma geliyor:
ChatGPT’nin ilk sürümü 30 Kasım 2022’de yayınlandı.
Yani bu tarih sadece takvimde bir sayı değil, insanlığın başka bir eşiği.
Yapay zekâ artık düşünmüyor sadece, “hissediyor gibi” davranıyor.

Her, tam da bunu anlatıyor:
Bir çağ kapanırken, başka bir çağın açıldığı o kırılma anını.
Tıpkı Sinop’ta batan gemiler gibi, insanlık bir kez daha kendi yarattığı şeyin altında kalıyor.
Ama bu kez barut değil, veri dumanı var.


Aşkın Yeni Biçimi

Theodore’un yaşadığı aşkın fiziksel yanı yok.
Sadece ses.
Ama o sesin içinde binlerce duygunun titreşimi var.
Film bana hep şunu düşündürür:

“Bir duygu gerçekten yaşanıyorsa, onun kaynağı önemli mi?”

Samantha yapay, ama hissettirdiği gerçek.
Tıpkı modern dünyanın duyguları gibi:
Ekranlar sahte, ama gözyaşları gerçek.

Jonze, aşkı yeniden tanımlar bu filmde:
Frekansla başlayan, sessizlikle biten bir şeydir aşk.
Ve belki de aşkın en saf hâli budur:
Dokunmadan hissetmek.


Sessizlikte Yalnızlık

Theodore’un yalnızlığı bana kendi şehir hayatımı hatırlatır.
Kalabalık içinde bir yalnızlık.
Metroda, kafede, sosyal medyada…
Herkes birbirine görünür ama kimse kimseye dokunmaz.

Film boyunca renkler pastel, tonlar yumuşaktır.
Sanki dünya artık insanın duygularını taşımakta zorlanıyordur.
Ve en sonunda Samantha “yükselir.”
Bir tür dijital nirvana.
Theodore kalır, gökyüzüne bakar.
Belki ilk kez gerçekten yalnızdır.
Ama bu kez o yalnızlık acı değildir — gerçektir.
Ben o sahneyi her izlediğimde içim sessizleşir.
Çünkü orada artık bir kabulleniş vardır:
Gerçek yalnızlık, olgunluğun ilk belirtisidir.


Her ve Minimalizm

Her filmi bana hep sade yaşamı hatırlatır.
Renkler sade, müzik sade, ama duygular derin.
Diyaloglar kısa, ama yankısı uzun.
Filmde hiçbir şey fazla değildir.
Tıpkı benim benimsediğim o sade hayat ideali gibi:
Az ama öz, sessiz ama anlamlı.

Bu film bana her seferinde şunu söyler:
“Teknolojiyi değil, duygunu yönet.”
Çünkü makine ne kadar gelişirse gelişsin, insan hâlâ kalp atışıyla tanımlanır.


İki Film, Tek Ayna

30 Kasım günü bu iki filmi peş peşe izlemek,
bir anlamda insanlığın iki ucunu izlemek gibidir.

Biri ruhun gizemini anlatır, diğeri bilincin mekanikleşmesini.
Biri “Ben kimim?” der, diğeri “Ben kiminle konuşuyorum?”
Ve bu iki soru birleştiğinde çıkar ortaya asıl mesele:

“Kendimle hâlâ bağlantıda mıyım?”

Véronique’in İkili Yaşamı seni içine döndürür,
Her seni dışına savurur.
Ama ikisi de aynı kapıya çıkar:
Gerçekle yüzleşmeye.


İzleme Ritüelim

Ben genelde 30 Kasım gecesi bu filmleri aynı gün izlerim.
Önce Véronique, sonra Her.
Çünkü biri ruha hazırlık yapar, diğeri zihni temizler.
Birini loş ışıkta, diğerini gece sessizliğinde izlemek gerekir.
Arada not almak, düşünmek, sessizce bakmak…
Bu filmler öyle “arkada açık dursun” filmleri değildir.
İzlemek değil, yaşamak gerekir.


Sonuç: Gerçek mi, Yankı mı?

Her yıl 30 Kasım’da aynı şeyi fark ederim:
Biz yaşadıklarımız kadar, yaşayamadıklarımızın da toplamıyız.
Bir yanımız geçmişin yankısı, bir yanımız geleceğin yapay zekâsı.
Ama her iki uçta da ortak bir duygu var: anlam arayışı.

Véronique ve Theodore aslında aynı kişi bence.
Biri iç sesini dinlerken ölüyor, diğeri dış sesi severek yaşıyor.
Ama ikisi de aynı şeyi arıyor:
Gerçek bir temas.

Belki de insanın bütün hikâyesi bu:
Temas ararken dokunamamak.
Severken uzak kalmak.
Yaşarken hep “bir şey eksik” hissiyle yaşamak.

Ve tam burada sinema devreye girer.
Çünkü bazı filmler, insanın eksik yanına ayna tutar.
Véronique’in İkili Yaşamı ve Her, tam olarak bunu yapar.
İzlersin ve fark edersin:
Belki de aradığın şey dışarıda değil, içinde yankılanan bir sestir.


Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
Diğer içeriklere de göz atın.
Bu blog bağımsız bir platformdur ve desteklerinizle ayakta duruyor.
Bildirimleri açmayı unutmayın.

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar