Advert
Advert

30 Kasım – Sinop’tan ChatGPT’ye: İnsanoğlunun Dönüm Noktaları

30 Kasım, Sinop’tan ChatGPT’ye uzanan çizgide insanlığın savaş, sanat, akıl ve yapay zekâ arasında gidip geldiği bir dönüm noktasıdır.

Yayınlanma Tarihi : Google News
30 Kasım – Sinop’tan ChatGPT’ye: İnsanoğlunun Dönüm Noktaları

30 Kasım – Sinop’tan ChatGPT’ye: İnsanoğlunun Dönüm Noktaları

Arkadaşlar, dostlar ve dahi Romalılar merhaba…

Bugün 30 Kasım. Yılın 334. günü. Artık yıllarda 335. Yani, yılın son virajına girdik. Takvim yaprakları iyice inceldi, zamanı tutan ellerimiz yoruldu, gün ışığı bile erken pes ediyor. Ama takvimde öyle bir gün var ki, tarihin hem barut koktuğu hem de dijitalleştiği anlarını bir araya getiriyor: Sinop Baskını’ndan ChatGPT’nin doğumuna kadar uzanan bir yol bu.
O hâlde gelin birlikte hem geçmişe bakalım hem de bugünü sorgulayalım.


Sinop Baskını: Dumanı hâlâ tüten bir utanç

Yıl 1853. Osmanlı’nın Karadeniz’deki incisi Sinop, sabahın köründe Rus donanmasının saldırısına uğruyor.
Kırım Savaşı’nın en kanlı sahnelerinden biri. Osmanlı donanması, limanda âdeta yok ediliyor.
Gemiler yanıyor, barut depoları patlıyor, deniz göğe karışıyor. O an, tarihin sadece bir askeri yenilgisi değil; aynı zamanda imparatorluğun uyanışa dair ilk tokadı oluyor.

Ama ben hep şunu düşünürüm: o yangının dumanı sadece Sinop’un üstünde kalmadı. Bugün hâlâ ülke olarak birileri tarafından “batırılıyoruz”; bazen ekonomiyle, bazen kültürle, bazen de cehaletle.
Sinop’taki gemiler battı, ama o gemilerin içindeki “direnç” hâlâ dalgalarla yaşıyor.
Ve biz, o dumanı her kriz sabahı yeniden kokluyoruz.


1925: Tekke, Zaviye ve “Akıl Devleti”

Gelelim 1925 yılına…
Bir ülke ayağa kalkmaya çalışıyor. Tekke ve zaviyeler kapatılıyor, TBMM kürsüsünün arkasına “Hakimiyet Milletindir” yazısı asılıyor.
Bu sadece bir karar değil; bir medeniyet tercihi.

O gün, hurafeden bilime geçişin resmi ilanıdır.
Bir ulusun, Tanrı’yla arasına aracı koymadan, doğrudan yüzleşme cesaretidir.
Ne yazık ki bugün hâlâ aynı soruları tartışıyoruz: “Akıl mı önde, inanç mı?”
Oysa Atatürk o sorunun cevabını o gün vermişti: “Aklın ve bilimin rehberliğinde yürüyen bir millet asla yenilmez.”

Ama şimdi bakıyorum da, bazıları hâlâ sarıkla, bazıları kravatla, ama hep aynı kafayla geziyor.
Birileri 1925’te kapatılan tekkeleri TikTok’ta yeniden açmış durumda.
Üstelik müridleri artık “like” atıyor, “paylaş”la çoğalıyor.
Zaman değişti, ama şarlatanlık biçim değiştirerek devam ediyor.


1939: Savaşın Gölgesinde Kızıl Ordu, Korkunun Sesi

II. Dünya Savaşı’nın soğuk nefesi Finlandiya’ya uzanıyor.
Sovyet ordusu, 30 Kasım 1939’da Finlandiya’ya saldırıyor.
İnsanlığın yine aklını yitirdiği yıllar…
Bütün dünya kan revan içindeyken, Türkiye sessizce nefesini tutmuş izliyor.
Ve bu savaş, sadece toprakların değil, insan ruhunun da haritasını değiştiriyor.

Dikkat edin, savaşlar hep aynı sebepten çıkıyor: “daha fazlasını istemek.”
Daha fazla toprak, daha fazla güç, daha fazla petrol, daha fazla takipçi, daha fazla para…
Bugün de öyle.
Artık savaşlar tankla değil, algıyla yapılıyor.
Bir ülkenin ekonomisini çökertmek için topa tüfeğe gerek yok; sadece bir “trend topic” yeter.
Çağımızın yeni silahı “bilgi”, yeni kurşunu ise “manipülasyon.”


1959: Sapık’ın Setinde Başlayan Sinema Dönemi

30 Kasım 1959’da Alfred Hitchcock, “Sapık (Psycho)” filmini çekmeye başlıyor.
Sinema tarihinin dönüm noktalarından biri.
Bir duş sahnesiyle insan psikolojisinin karanlık tarafını gösteren bir film.
Ama dikkat edin, Hitchcock sadece bir film çekmedi; modern korku çağını başlattı.

Bugün o korku sinemada değil, haber bültenlerinde yaşıyor.
İnsanların birbirini öldürdüğü, çocukların sosyal medyada linç edildiği bir dönemde yaşıyoruz.
Artık korku kurgu değil, günlük hayatın kendisi.


1982: Thriller ve Devrim

Aynı gün, ama başka bir yılda: 30 Kasım 1982.
Michael Jackson, “Thriller” albümünü yayınlıyor.
Dünya bir daha eskisi gibi olmuyor.
O müzik, o dans, o video klip… Hepsi devrim niteliğinde.
Bir sanatçının sınır tanımadığı, üretimin ilhamla beslendiği o yıllar artık nostaljiye dönüştü.

Şimdi düşünün: 80’lerde müzik bir direnişti, bugün ise reklam aracı.
O yıllarda müzisyenler sisteme baş kaldırırdı, şimdi sistemin en parlak vitrinindeler.
Michael Jackson bir yandan popu yükseltti ama bir yandan da şunu gösterdi:
Gerçek sanat, evrenselliği yakaladığında ölümsüzleşir.


1990: Madenin Karanlığı

Zonguldak’ta 43 bin maden işçisi greve başladı.
Bir ülkenin yeraltındaki sessiz kahramanları, yerüstünde hakkını arıyordu.
Bugün hâlâ aynı şeyleri konuşuyoruz.
Zonguldak hâlâ karanlık, işçiler hâlâ yorgun, sendikalar hâlâ susturulmuş.
Bir farkla: Artık kimse duymak istemiyor.

Oysa madencinin teriyle bu ülke ayakta duruyor.
Ama ekranlarda sadece “borsa yükseldi” haberlerini izliyoruz.
İronik değil mi?
Bir ülke “yeraltı zenginliği” derken, o yeraltında ölen işçileri unutuyor.


1994: Guy Debord’un Gidişi

Guy Debord bugün aramızdan ayrılmış.
“Seyir Toplumu” adlı eseriyle modern insanın en çıplak hâlini anlatan filozof.
Onun dediği gibi: “Artık gerçek yaşantı yok, sadece temsili var.”
Bugün herkes bir gösterinin parçası.
Sokakta yürürken bile kendini çekip hikâye atan bir nesil…
Sanki var olmak için kendini göstermek zorunda.

Ama Debord’un dediği gibi, seyreden toplum aslında kendi çöküşünü izliyor.


2007: Türbetepe Faciası

Bir Atlasjet uçağı, Isparta yakınlarında düşüyor.
57 kişi hayatını kaybediyor.
O gün gazetelerde sadece rakamlar vardı; “50 yolcu, 7 mürettebat.”
Ama o rakamların her biri bir hikâyeydi.
Bir anne, bir baba, bir çocuk, bir sevgili…

Biz ölümleri saymayı öğrendik ama yas tutmayı unuttuk.
Her trajedi bir “haber geçişi” kadar sürüyor artık.
Üç gün sonra yeni bir skandal çıkıyor, ölüler bile gündem kaybediyor.


2022: ChatGPT’nin Doğumu – İnsanlık Bir Eşiği Daha Geçti

Ve geldik bugüne en yakın dönüm noktasına:
30 Kasım 2022 – ChatGPT’nin ilk sürümü yayınlandı.
Yani, yapay zekâ dönemi resmen başladı.
Artık makineler sadece emir almıyor, düşünüyor, konuşuyor, hissediyor gibi yapıyor.
Ve biz, insanlık olarak belki de fark etmeden kendi yerimizi devrettik.

Ama asıl mesele şu:
Yapay zekâ insanı taklit ettikçe, insan da yapaylaşıyor.
Artık samimiyet bile algoritmik bir şey.
Konuşmalar ölçülü, duygular “trend”, dostluklar “bağlantı isteği” kadar.
Belki de 100 yıl önce tekkeleri kapatırken kurtulduğumuz dogmaların yerine,
şimdi teknolojik dogmalar geçti.

Evet, ChatGPT gibi sistemler bilgi üretiyor ama aynı zamanda bizi bilgiye doymuş ama anlamdan yoksun varlıklara dönüştürüyor.
Artık bilgiye ulaşmak kolay, ama bilgelik nadir.
Tarihte 30 Kasım’da insanlık bir savaşla yanmıştı (Sinop),
bugünse bilgiyle yanıyor.


1980’den Bugüne: Sanat, Direniş ve Ölüm

Bugün doğumlara da bakalım.
Mark Twain, Lucy Maud Montgomery, Winston Churchill, Woody Allen, Ridley Scott, Terrence Malick, Cem Adrian
Düşünsene, bir günde bu kadar farklı ruh doğmuş.
Hepsi kendi döneminin aynası.
Mark Twain söylerdi: “Tarih tekerrür etmez, ama kafiyeli konuşur.”
Ve gerçekten de tarih bugün hâlâ aynı kafiyeyle konuşuyor:
İnsanlık, hem kendi yaratıcılığıyla yükseliyor hem de o yaratıcılıkla kendini yok ediyor.

Ama aynı 30 Kasım’da Oscar Wilde da ölmüş.
Ve belki de onun şu sözüyle bugünü en iyi özetleyebiliriz:

“Dünyada her şeyin affı vardır, yeter ki insan kendiyle yüzleşsin.”

Ne yazık ki çağımızın en büyük eksikliği işte bu: yüzleşme.
Kimse artık kendine bakmıyor; herkes başkasının kusurunu büyütüyor.
Oscar Wilde, kendi dönemi için fazla dürüst bir insandı.
Ve dürüstler hiçbir çağda uzun yaşamıyor.


2016: Erdal Tosun’un Ardından

30 Kasım 2016’da bir kazada kaybettik onu.
Erdal Tosun, sadece bir oyuncu değil, bir vicdandı.
“Bir Demet Tiyatro”’da hayat verdiği “Eyvah Necdet” karakteriyle güldürürken düşündürürdü.
Ama esas derdi, bu ülkenin karanlığında ışık olabilmekti.

Bugün hâlâ o ışığı arıyoruz.
Belki ekranlarda değil, ama anılarımızda bir yerlerde parlıyor.
Ve bu topraklarda iyi insanlar hep erken gidiyor.
Kalanlar mı?
Kalanlar, gidenleri anlamayan bir sessizlik içinde yaşamaya devam ediyor.


Bugün Doğanlar: Cem Adrian ve Kaley Cuoco Arasında Bir Evren

Evet, bugün doğanlardan biri Cem Adrian.
Onun sesi, sanki bir ruhun gökyüzüne uzanışı gibi.
Bir yanda o var, diğer yanda Magnus Carlsen, dünyanın en genç satranç şampiyonlarından.
Bu da gösteriyor ki 30 Kasım, hem notalarla hem stratejiyle örülmüş bir gün.
Bir yanda duygu, diğer yanda akıl.
Ve belki de insanlığın en büyük mücadelesi bu iki kutup arasında geçiyor.


Bugünün Anlamı: Geçmişle Gelecek Arasında İnce Bir Çizgi

Tarihte bugün yaşanan her şeyin bir anlamı var.
Sinop’ta gemiler batarken, ChatGPT’de kelimeler doğdu.
Bir yerde savaş, bir yerde sanat, bir yerde sessizlik, bir yerde çığlık…

Tarih, insana hep aynı şeyi söylüyor:
“Ben tekrar ederim, sen öğrenmezsin.”
Bizler hâlâ aynı hataları yapıyoruz, sadece yöntem değişti.
Eskiden toplarla vuruluyorduk, şimdi bilgiyle.
Eskiden Tanrı adına hüküm veriliyordu, şimdi algoritmalar karar veriyor.
Ama özünde değişmeyen bir şey var: insan doğası.


Sonuç: Zamanın İçinde Kaybolmamak

30 Kasım’ın hikâyesi, aslında insanlığın özeti gibi.
Bir yanda Sinop’ta yanan gemiler,
bir yanda sinemada çekilen korkular,
bir yanda bilgiyle dolan makineler…

Ama hepsinin ortak bir noktası var:
İnsanoğlu hem yaratıyor hem yıkıyor.
Ve belki de bu yüzden tarih bitmiyor.


Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
Diğer içeriklere de göz atın.
Bu blog bağımsız bir platformdur ve desteklerinizle ayakta duruyor.
Bildirimleri açmayı unutmayın.

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/30_Kas%C4%B1m

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar