BBC’nin 2019’da yayımladığı “En İlham Verici 100 Roman” listesi, kimlikten aşka, siyasetten distopyaya uzanan hikâyelerle insanlığın ruh haritasını çıkarıyor.
Arkadaşlar, dostlar ve dahi Romalılar merhaba…
Bugün sizi, insanlığın son üç asrına damga vurmuş yüz büyük hikâyenin peşinden sürükleyeceğim. BBC’nin “En İlham Verici 100 Roman” listesi, 5 Kasım 2019’da açıklandığında dünya edebiyat çevreleri adeta ayağa kalktı. Çünkü bu liste, yalnızca kitapları değil, insanlığın ruh hâlini de sınıflandırıyordu.
Altı kişilik bir kurul – Stig Abell, Mariella Frostrup, Juno Dawson, Kit de Waal, Alexander McCall Smith ve Syima Aslam – yüzlerce roman arasından seçim yaparak, “dünyamızı şekillendiren” eserleri belirledi. Kategoriler on başlık altında toplandı: Kimlik, Aşk-Seks-Romantizm, Macera, Yaşam-Ölüm-Diğer Dünyalar, Siyaset-Güç-Protesto, Sınıf ve Toplum, Reşit Olmak, Aile ve Arkadaşlık, Suç ve Çatışma, Kural Bozanlar.
Ve elbette, bu listeye bir Türk yazar da girdi: Elif Şafak, “Aşkın Kırk Kuralı” ile!
İlk kategori Kimlik.
Bu bölümde, kim olduğunu, nereden geldiğini, kime ait olduğunu sorgulayan kahramanlar var.
Toni Morrison – Sevgili, köleliğin acı mirasını anlatırken ruhun zincirlerini kırıyor.
Sebastian Barry – Sonu Olmayan Günler, savaşın ortasında kimliğini arayan bir askeri işliyor.
Anne Michaels – Kaçak Parçalar, kayıplar ve hafızayla örülü bir geçmişi anlatıyor.
Chimamanda Ngozi Adichie – Sarı Güneşin Yarısı ve Chinua Achebe – Her Şey Parçalanıyor, Afrika’nın sömürge sonrası kimlik mücadelesini dile getiriyor.
Yaa Gyasi – Eve Dönüş, köklerine dönmeye çalışan kuşakları birleştiriyor.
Andrea Levy – Küçük Ada, göçmenlik ve aidiyet üzerine etkileyici bir roman.
Sylvia Plath – Çan Fanusu, kadın kimliğini patriyarkal baskı altında analiz ediyor.
Arundhati Roy – Küçük Şeylerin Tanrısı ise Hindistan’ın kast sistemine karşı güçlü bir duruş sergiliyor.
Ve Zadie Smith – Beyaz Dişler, çokkültürlü Londra’nın iç çatışmalarını mizahla harmanlıyor.
Aşkın türlü hâlleri…
Jane Austen – Gurur ve Önyargı, iki yüzyıldır aynı kalp çarpıntısını yaşatıyor.
Helen Fielding – Bridget Jones’un Günlüğü, modern kadının aşk ve özgüven karmaşasını kahkahayla anlatıyor.
James Baldwin – Giovanni’nin Odası, yasak aşkı ve kimlik arayışını cesurca dile getiriyor.
Judy Blume – Sonsuza Kadar, ergenliğin aşkını anlatırken tabu yıkıyor.
Zora Neale Hurston – Gözleri Tanrı’yı İzliyordu, siyah kadınların aşk ve özgürlük mücadelesine adanmış bir klasik.
MM Kaye – Uzaktaki Pavyonlar, sömürge Hindistan’ında geçen destansı bir aşk hikâyesi.
Jeanette Winterson – Tutku, Napolyon’un Avrupa’sında aşkı yeniden tanımlıyor.
Patrick Hamilton – Yalnızlığın Köleleri, aşkın bağımlılığa dönüşen yanını işliyor.
Jilly Cooper – Biniciler, tutku ve rekabet dolu bir aşk arenası kuruyor.
Ve evet, listede bizim gururumuz Elif Şafak – Aşkın Kırk Kuralı da var! Mevlânâ ile Şems’in hikâyesi, BBC’nin “dünyamızı şekillendiren” romanlar arasında.
Hayat bir maceraysa, bu kitaplar onun haritası…
Ken Follett – İğnenin Gözü, II. Dünya Savaşı’nda geçen bir casusluk romanı.
Ernest Hemingway – Çanlar Kimin İçin Çalıyor, savaşın insani yüzünü anlatıyor.
Philip Pullman – Karanlık Maddeler üçlemesi, bilimin ve inancın çatışmasını destanlaştırıyor.
Walter Scott – Ivanhoe, şövalyelik ruhunu ölümsüzleştiriyor.
John Buchan – Bay Standfast ve Patrick O’Brian – Jack Aubrey Romanları, denizlerin ve savaşların hikâyeleri.
Raymond Chandler – Büyük Uyku, kara romanın ustalıkla işlendiği bir başyapıt.
Suzanne Collins – Açlık Oyunları, distopyayı bir özgürlük çağrısına dönüştürüyor.
Ve tabii ki JRR Tolkien – Yüzüklerin Efendisi! Maceranın, dostluğun, direnişin ve iyiliğin efsanesi.
Bu kategori, ölüm ötesini, ahlakı ve kaderi sorgulayan eserlerle dolu.
George RR Martin – Taht Oyunları, gücün yozlaştırıcı etkisini destansı bir evrende anlatıyor.
Frank Herbert – Kumul (Dune), insanlığın evrenle mücadelesini felsefeyle harmanlıyor.
Mary Shelley – Frankenstein, Tanrı’yı oynayan insanın trajedisi.
Ursula K. Le Guin – Earthsea Üçlemesi, bilgeliğin ve denge arayışının hikâyesi.
Terry Pratchett – Diskdünya, mizah ve metaforla dolu bir paralel evren.
CS Lewis – Narnia Günlükleri, çocuk masalı gibi görünen ama inanç ve seçim alegorisi olan bir dünya.
Neil Gaiman – Kum Adam, rüyalarla gerçeğin sınırında geziniyor.
Cormac McCarthy – Yol, kıyamet sonrası baba-oğul sevgisinin destanı.
Ben Okri – Tanrıları Şaşırtmak ve Marilynne Robinson – Gilead, varoluşun derinliklerinde dolaşan iki büyük eser.
Burada kalemler birer silah gibi...
Aldous Huxley – Cesur Yeni Dünya, bireysiz toplumun korkunç portresi.
Harper Lee – Bülbülü Öldürmek, ırkçılığa karşı bir vicdan manifestosu.
William Golding – Sineklerin Tanrısı, insan doğasının karanlık tarafını açığa çıkarıyor.
Alan Moore – V for Vendetta, maskeli direnişin simgesi.
Kamila Shamsie – Ev Yangını, modern politikaların birey üzerindeki yıkımını anlatıyor.
Alice Walker – Mor Renk, hem cinsiyet hem ırk mücadelesiyle edebiyatta dönüm noktası.
Malorie Blackman – Sıfırlar ve Çarpılar, tersine çevrilmiş bir ırk sistemiyle düşündürüyor.
James Plunkett – Fahişe Şehri ve Carol Shields – Meğer ki, halkın sesi olan romanlar.
Ve Halid Hüseyni – Bin Muhteşem Güneş, savaşın, kadının ve direnişin sembolü.
Kapitalizmin gölgesinde insanlık…
Charles Dickens – Ortak Dostumuz, toplumsal adaletin edebî sesi.
John Steinbeck – Konserve Fabrikası Sokağı, yoksulluğu romantikleştirmeden anlatıyor.
Kazuo Ishiguro – Günün Kalanları, sınıf farklarını melankolik bir incelikle ele alıyor.
JM Coetzee – Utanç, apartheid sonrası toplumun aynası.
Jean Rhys – Geniş Sargasso Denizi, “Jane Eyre”in görünmeyen kadınının hikâyesini yazıyor.
Muriel Spark – Bayan Jean Brodie’nin En Güzel Dönemi, otoritenin karşısında bireyselliği savunuyor.
Nell Dunn – Zavallı İnek ve Alan Sillitoe – Cumartesi Gecesi ve Pazar Sabahı, işçi sınıfının sesi.
Brian Moore – Judith Hearne’in Yalnız Tutkusu ve V.S. Naipaul – Bay Biswas için Bir Ev, toplumun görünmez katmanlarını sergiliyor.
Büyümenin acısı, kim olduğunu bulmanın sancısı…
J.K. Rowling – Harry Potter serisi, büyümenin simgesine dönüştü.
Margaret Atwood – Oryx ve Crake, genetik biliminin karanlık yüzüyle tanıştırıyor.
William Maxwell – Hoşça Kalın, Yarın Görüşürüz, çocukluk kaybının hüznü.
Edna O’Brien – Köy Kızları, özgürlüğe aç bir kadın kuşağını anlatıyor.
LM Montgomery – Yeni Ay’ın Emily’si ve Vikram Seth – Uygun Bir Çocuk, gelenekle birey arasındaki çatışmayı işler.
Sue Townsend – Adrian Mole’un Gizli Günlüğü, mizahla yoğrulmuş bir ergenlik aynası.
S.E. Hinton – Dışarıdakiler, gençliğin kenarda kalmış sesidir.
Stephenie Meyer – Alacakaranlık, modern gençlik kültürünün fenomeni.
RK Narayan – Swami ve Arkadaşları, Hindistan’da çocukluğun evrensel hâlini anlatır.
Claire Adam – Altın Çocuk, zekânın ve beklentinin yükünü sorgular.
Hayatın en sıcak ve karmaşık bağı: aile.
George Eliot – Middlemarch, taşra toplumunun iç içe geçmiş hayatlarını resmediyor.
Anne Brontë – Wildfell Hall’un Kiracısı, kadın özgürlüğü ve aile içi şiddeti işliyor.
Dodie Smith – Kaleyi Ele Geçiriyorum, romantik gençliğin güncesi.
Tim Winton – Bulut Sokağı, iki ailenin hikâyesiyle Avustralya’nın ruhunu anlatıyor.
Noel Streatfeild – Bale Ayakkabıları ve Roald Dahl – Cadılar, çocukluğun hayal gücüyle parlıyor.
Stella Gibbons – Soğuk Konfor Çiftliği, taşra yaşamının ironik bir portresi.
Annie Proulx – Nakliye Haberleri, yeniden başlama cesaretini işliyor.
Armistead Maupin – Şehrin Hikayeleri, şehir yalnızlığını arkadaşlıkla kırıyor.
İnsanın içindeki suç ve vicdan terazisi…
Arthur Conan Doyle – Baskerville Tazısı, dedektif edebiyatının kilometre taşı.
Patricia Highsmith – Yetenekli Bay Ripley, ahlak ve hırsın ölümcül dansı.
Graham Greene – Sessiz Amerikalı, siyasetin kirli yüzünü sergiler.
Daphne du Maurier – Rebecca, gotik atmosferin unutulmaz klasiği.
PD James – İnsan Çocukları, umudun yok olduğu bir gelecekte insanlığın yeniden doğuşu.
James Ellroy – Amerikan Tabloid, karanlık ABD tarihini deşiyor.
Omar El Akkad – Amerikan Savaşı, geleceğin politik felaketini simgeliyor.
Pat Barker – Yenilenme, savaş travmalarını şiirsel bir anlatımla işler.
Bapsi Sidhwa – Buzlu Şeker Adam, bölünmenin çocuk gözünden anlatımı.
Muhsin Hamid – İsteksiz Fundamentalist, kimliğin politik baskılarla dönüşümünü sorgular.
Ve son olarak, kalıpları yıkanlar...
George Orwell – Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, gözetlenen bireyin romanı.
Virginia Woolf – Orlando, cinsiyetin ötesine geçen bir anlatı.
Herman Melville – Bartleby, Katip, “Yapmamayı tercih ederim” diyerek sisteme karşı çıkar.
Salman Rüşdi – Mağribi’nin Son İç Çekişi, tarihle mitolojiyi iç içe geçirir.
Ali Smith – İkisi de Nasıl Olunur, kimlik ve sanat üzerine postmodern bir sorgulama.
Angela Carter – Sirkte Geceler, feminizmin fantastik yorumudur.
John Kennedy Toole – Bir Ahmaklar Konfederasyonu, absürtlüğün edebiyata dönüşmesidir.
Craig Thompson – Habibi, Doğu’nun masalsı anlatımını Batı’nın çizgisiyle birleştirir.
PG Wodehouse – Psmith, Gazeteci, mizahı direniş biçimine dönüştürür.
Audre Lorde – Zami: İsmimin Yeni Yazılışı, otobiyografiyi bir başkaldırıya dönüştürür.
Bu 100 romanın her biri, bir dönemin aynası, bir insanın fısıltısı, bir toplumun çığlığıdır.
Kimlikten aşka, adaletten distopyaya kadar her satırda insanın kendini bulduğu bir dünya var.
Ve belki de bu yüzden BBC’nin “En İlham Verici 100 Roman” listesi, sadece bir sıralama değil, insanlığın edebiyatla yazılmış biyografisidir.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
Diğer içeriklere de göz atın. Bu blog bağımsız bir platformdur ve desteklerinizle ayakta duruyor.
Bildirimleri açmayı unutmayın.
Yorumlar